Zindandan Mehmed'e Mektup
| Eser | Zindandan Mehmed'e Mektup |
| Söyleyen | Mehmet Kayacı |
| Kategori | İlahi |
| İstatistik | 1,723 Görüntülenme |
| Etiketler | #Mehmet Kayacı#ilahi#dinle |
Zindandan Mehmed'e Mektup İlahi Hakkında
Zindandan Mehmed'e Mektup başlıklı bu içerikte ilahi sözlerine,
varsa dinleme videosuna ve eserle ilgili temel bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bu sayfa, İlahi kategorisindeki ilahileri daha kolay bulmak,
okumak ve sevdiklerinizle paylaşmak için hazırlanmıştır.
Eserin söyleyeni/sanatçısı Mehmet Kayacı olarak kayıtlıdır.
Benzer ilahiler bölümünden aynı türdeki diğer içeriklere de göz atabilirsiniz.
Arşiv Bilgisi
Zindandan Mehmed'e Mektup, İlahi arşivinde
eser adı, sanatçı bilgisi, kategori ve dinleme bağlantısı ile birlikte düzenlenmiştir.
Dinleme ve Söz
Bu sayfada ilahi sözlerini okuyabilir, video bağlantısı mevcutsa eseri dinleyebilir
ve sayfadaki temel bilgilerle içeriği daha kolay tanıyabilirsiniz.
Keşif Önerisi
Aynı kategori ve benzer ilahi önerileri, aradığınız esere yakın içerikleri daha hızlı
bulabilmeniz için arşiv mantığıyla listelenir.
Zindan iki hece,
Mehmed’im lâfta! Baba katiliyle baban bir safta! Zindan iki hece,
Mehmed’im lâfta! Bir de,
geri adam,
boynunda yafta… Halimi düşünüp yanma Mehmed’im! Kavuşmak mı? ..
Belki… Daha ölmedim!
Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Bu yol da tutuktur hapse düşeli… Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna,
ne tırnak!
Bir âlem ki,
gökler boru içinde! Akıl,
olmazların zoru zoru içinde.
Bir âlem ki,
gökler boru içinde! Üstüste sorular soru içinde Düşün mü,
konuş mu,
sus mu,
unut mu? Buradan insan mı çıkar,
tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı,
asıldı; Kaydını düştüler,
mühür basıldı.
Bir idamlık Ali vardı,
asıldı; Geçti gitti,
birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan,
boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil…
Zindandan Mehmed’e mektup var Zindandan mektup var Mehmed’e zindandan
Somurtuş ki bıçak,
nâra ki tokat; Zift dolu gözlerde karanlık kat kat… Somurtuş ki bıçak,
nâra ki tokat; Yalnız seccâdemin yününde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz mâdem; Öp beni alnımdan,
sen öp seccâdem
Sükût… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Sükût… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Yerinde mi acep,
ölü ve mezar? Yeryüzü boşaldı,
habersiz miyiz? Güneşe göç var da,
kalan biz miyiz?
Ses demir,
su demir ve ekmek demir… İstersen demirde muhali kemir,
Ses demir,
su demir ve ekmek demir… Ne gelir ki elden,
kader bu,
emir… Garip pencerecik,
küçük,
daracık; Dünyaya kapalı,
Allaha açık.
Dua,
dua,
eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta,
gök parçalanmış.
Dua,
dua,
eller karıncalanmış; Gözyaşı bir tarla,
hep yoncalanmış… Bir soluk,
bir tütsü,
bir uçan buğu; İplik ki,
incecik,
örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir,
şu bizim koğuş; Karanlığında nur,
yeniden doğuş… Ana rahmi zâhir,
şu bizim koğuş; Sesler duymaktayım Davran ve boğuş! Sen bir devsin,
yükü ağırdır devin! Kalk ayağa,
dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed’im,
sevinin,
başlar yüksekte! Ölsek de sevinin,
eve dönsek de! Mehmed’im,
sevinin,
başlar yüksekte! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın,
elbet bizim,
elbet bizimdir! Gün doğmuş,
gün batmış,
ebed bizimdir!
Zindandan Mehmed’e mektup var Zindandan mektup var Mehmed’e zindandan
Mehmed’im,
sevinin,
başlar yüksekte! Ölsek de sevinin,
eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! Yarın,
elbet bizim,
elbet bizimdir! Gün doğmuş,
gün batmış,
ebed bizimdir!
BU GÜZEL İLAHİYİ SEVDİKLERİNİZLE PAYLAŞIN
Bunlar da İlginizi Çekebilir